BJKBLOGLAR http://www.bjkbloglar.com/feed en-us http://blogs.law.harvard.edu/tech/rss Sweetcron pancudaniel@gmail.com Doğru Söze Ne Hacet :) http://www.bjkbloglar.com/items/view/7427/doru-soze-ne-hacet

Manchester United’ın, Milan’ı 4-0 mağlup etmesine dikkat çeken tecrübeli futbolcu, “Hatırlarsanız biz bu Manchester’ı Old Trafford’ta yenmiştik! Şimdi bizi çekemeyenler, ‘rakip yedeklerle oynadı’ diyecekler. Açıp baksınlar kadrolara, hangimiz yedeklerle oynamışız. Bizi çekemeyen çok, ama gerçekler de ortada. Oynadığımız futbol da, rakamlar da bizim Milan’dan daha iyi olduğumuzu gösteriyor” dedi. Şampiyonluk yarışına da değinen Üzülmez, “Mutlu sona en yakın takım biziz. Kendimize güvenimiz tam. Camia olarak kenetlendik ve sezon sonunda gülen taraf biz olacağız” ifadesini kullandı.Kaynak: Haberbaz

]]>
Sun, 14 Mar 2010 12:04:00 +0200 http://www.bjkbloglar.com/items/view/7427/doru-soze-ne-hacet
Baş Ağrısı http://www.bjkbloglar.com/items/view/7428/ba-ars

Fenerbahçe Gençlerbirliği maçının berabere bitmesi, Şampiyonluktan yavaş yavaş uzaklaşan bir Fenerbahçe, Rıdvan Dilmeni oldukça kızdırmış olmalı ki yorumlarına inanamadım. Rıdvan Dilmen geçen yıl olduğu gibi bu yılda Fenerbahçe şampiyonluktan uzaklaşmaya başlayınca kendiside saçmalamaya başladı. Fenerbahçe ne zaman şampiyonluktan uzak kalsa Türk futbolunun başarısızlığıymış gibi göstermeye çalışıyor. Beşiktaş veya başka bir takım aynı durumda olunca beceriksizlikten bahseder. Bu haftaki tutumu bununla da sınırlı değildi Fenerbahçenin kötü futbolunu aldığı kötü sonuçları konuşmadı bile neymiş efendim Bursaspor şampiyon olsun, herkes Bursasporu tutsun, Fenerbahçe; Beşiktaş ve Galatasarayı yenerse Bursaspora yardım etmiş olur. Fenerbahçenin başarısızlığını hazmedeyen Rıdvan bu seferde Bursaspora kucak açtı. Alıştın artık Rıdvan Geçen yıl Sivaslıydın bu yılda Bursalı oldun. Taraflı olduğunu bildiğimiz Rıdvan Dilmen ve diğer sevgili spor yazar ve yorumcularına tavsiye etmek haddimiz midir bilinmez fakat futbol sever olarak, kendi camialarının başarısızlıklarında bile başka camiaların başarılı olmalarını istemeleri antipatik geliyor. Söz konusu kendi camianız ise lütfen çark çevirip ört bas etmeyin gündemi. Çünkü söz konusu Beşiktaş olunca yeteri kadar cılkını çıkartıyorsunuz... Bir de dikkat edilmesi gereken nokta şu, Rıdvan Dilmen nedense başka takımların galibiyet ve oyun stillerini yorumlarında hemen Fenerbahçe'ye mâl ediyor olması, özellikle bu olay Fenerbahçe'nin iyi olduğu dönemlere tesadüf eder ki ilginç bir gözlemdir... Şunu da unutma Rıdvan, Bursa'da tutunacak DAL yok : ) Herkese inat Kartalım Şampiyonluk turu at !Aram.

]]>
Sun, 14 Mar 2010 11:43:00 +0200 http://www.bjkbloglar.com/items/view/7428/ba-ars
Unutma, Unutturma http://www.bjkbloglar.com/items/view/7424/unutma-unutturma

bmtb1903.blogspot.com'a teşekkür ederim. Açık söyleyeyim ki unutmuştum. Sezonun ilk yarısında 3 Ekim gecesi İnönü'de oynanan Denizlispor maçında yaşanan kepazeliği unutmamak ve hafızayı taze tutmak gerekli. Bunun için teşekkür ediyorum bmtb1903'e... O güne dair yazdığım yazıda burada. Beşiktaş tribünlerinin gördüğü dip noktaların en karanlığıydı o geceki saheneler, umarım bir daha yaşanmaz...

]]>
Sun, 14 Mar 2010 10:13:00 +0200 http://www.bjkbloglar.com/items/view/7424/unutma-unutturma
Do You Remember? http://www.bjkbloglar.com/items/view/7415/do-you-remember

3 Ekim 2009 Günü Beşiktaş,İnönü'de Denizlispor'u ağırlıyor. Bazıları ise Tophane'de bir avuç şerefsizi ağırlayıp, ceplerine biletleri koyuyor. Unutmamak, unutturmamak gerek!Sağlam Durun(Asikartal Alıntısı)İlk Defa Bu MaçSiyah Beyaz Arasında Kırmızı Kediİçimizdeki KaragümrüklülerÖnce Beyaz Kirlendi

]]>
Sun, 14 Mar 2010 04:08:00 +0200 http://www.bjkbloglar.com/items/view/7415/do-you-remember
Revna Hanım'a Teşekkürler http://www.bjkbloglar.com/items/view/7411/revna-hanma-teekkurler

Seçim sonrası kurulan İstişare Heyetleri'nden birisi olan BJK Kadın, Aile ve Çocuk İstişare Heyeti, Revna Demirören’in önderliğinde deprem bölgesine gitmiş. Revna Hanım'ın yanı sıra heyette Eren Adalı, Hülya Koçyiğit, Aslı Ekşioğlu ve Begüm Yücel de bulunuyormuş. Elazığ Devlet Hastanesi ve Fırat Üniversitesi Hastanesi’ndeki depremzede kişilerle görüşen heyetin öne çıkan ismi Revna Demirören, üniversite hastanesinde karşılaştığı 12 yaşında ve Beşiktaşlı olan Mikail Yıldırım’a Beşiktaş forması giydirmiş. Daha sonra depremde büyük zararı gören Okçular Köyü’ne giden heyet, beraberlerinde getirdikleri malzemeleri ve kıyafetleri dağıtmış. Hafta içinde yapılan toplantıda Elazığ’a okul yaptırma kararı alan BJK Kadın, Aile ve Çocuk İstişare Heyeti adına Revna Demirören, İl Milli Eğitim Müdürü Nihat Büyükbaş ile basın önünde okul için protokol imzalamış.Revna Hanım hakkındaki düşüncelerimi Serencebey'de yayımlanan bir yazımda az çok dile getirmiştim. Hatta o gün yaptığım serzeniş, kendisinden beklemediğim davranışına yönelik olmuştu. Bu açıdan bakıldığında, Revna Hanım'ın sağduyulu, içten ve iyi niyetli çizgisini farketmemek imkansız. İstişare Heyetleri'nin Beşiktaş'a ne katacağı merakla beklenirken, yaşadığımız bu gelişme ve tanık olduğumuz detaylar beni sevindiriyor. Halkın Takımı sıfatına yakışan, yeni jenerasyonları kucaklayan, var olanı paylaşma erdemini sergileyebilen bir kulüp olmalıyız bundan sonra. Umarım bu çabaların sayısı sürekli artar ve "iletişim" yoksunu, ilkeleri erezyona uğramaya başlayan camiamız kendisine gelir. Kendi adıma, Beşiktaş'ın Lady Diana'sı Revna Hanım'a teşekkür ederim. Not: bu arada, Bjk.com'da konuyla ilgili verilen haberde "kafilemiz, çocuklara Kulübümüz’ün lisanslı ürünlerinden hediye etti" ifadesinin yer alması ne kadar itici olmuş. Lisanslı ürünmüş... ee ne yapalım lisanslıysa? Şık bir hareket yapılmış, bari bunu doğal halinde bırakın be kardeşim! Fotoğraflar için kaynak: Bjk.com

]]>
Sun, 14 Mar 2010 02:55:00 +0200 http://www.bjkbloglar.com/items/view/7411/revna-hanma-teekkurler
Abdullah Avcı Özür Dilemelidir http://www.bjkbloglar.com/items/view/7412/abdullah-avc-ozur-dilemelidir

Maç sonu röportajlarda yada farklı nedenlerle kameraların karşısına geçtiğinde olgun ve modern "futbol adamı" maskesini takan Abdullah Avcı'nın neden Beşiktaş maçlarında protesto edildiğini bir kısım futbol sever anlayamıyordu. Konuyla ilgili olarak da, Beşiktaş tribünlerinin, rakibi baskı altına alma enstürmanı olarak bu yola başvurduğu dile getiriliyor, olay ufak hesaplar peşinde koşan ilkel bir kitle tepkisine indirgeniyordu. Çarşamba akşamı, kameralar bu sefer Abdullah Avcı'yı spontan olarak yakaladı. Ekranlara pat diye, hemde küfür ederken çıktığından habersizdi Avcı. Eğer farkında olsaydı, sanırım başta belirttiğim o maskeyi hızlıca takar, ona göre bir tavır sergiler ve kamuoyunu da her zamanki gibi arkasına alıverirdi. Ancak bu sefer gafil avlandı Avcı. Spiker "göstersene kart diyor" yorumundan öteye gidemedi, çünkü o esnada Avcı, Tello'nun annesine küfür ediyordu. Bu tespit belki ağır bulunabilir ancak cuma günü tesadüfen radyodan dinlediğim Fuat Akdağ ile Mehmet Demirkol'un sunduğu programa canlı yayında telefonla bağlanan Avcı, küfür olayını doğruladı, söz konusu küfürleri sanıldığının aksine hakeme değil, Tello'ya savurduğunu itiraf etti. Bununla da yetinmeyen Avcı, Beşiktaş seyircisinin gösterdiği reaksiyona anlam veremediğini, oğlunun da Beşiktaş futbol okulunda bulunduğunu, Tello'nun ise kendilerini seyircinin önüne itecek davranışlar sergilediğini dile getirdi.ABDULLAH AVCI - More free videos are hereO yayının ardından Bjk.com aracılığıyla aşağıda Beşiktaş Basın Sözcüsü Mete Düren'in “Sayın Abdullah Avcı’nın hocalığına saygımız sonsuzdur... Ancak kendisinin çok şaşırdığı ve tribünlerin kendisine niçin tepki verdiğini anlamadığı konusundaki ifadesine bir açıklık getirmek isterim. Modern futbolun temsilcisi olduğuna inandığımız Abdullah hocanın bir evvelki maçta futbolcularının Beşiktaş’ı durdurmak için en az 10 dakika yerde yatmaları bizi olduğu kadar tüm futbol camiasını da şaşırtmıştı. Aynı şekilde bu maçta kabul edilebilir ölçülerin dışında faul sayısına ve sertliğe göz yumup, oyuncumuz Tello’ya defalarca yapılan sertliklere seyirci kalıp, öfkeli bir anında da televizyon kameralarına yakalanması bizi bir kez daha hayal kırıklığına uğratmıştır. Herkesin tahmin ettiği üzere bu tepkinin “maçın hakemine mi” yapıldığı sorusuna karşın, hocanın “Hayır hakeme değil Tello’ya” cevabı sabır sınırlarını zorlamıştır. Beşiktaş forması ve formasında Türk bayrağı taşıyan bir oyuncumuza yapılan bu hakareti tüm camiaya yapılmış kabul eder ve hocadan bu konuda özür beklediğimizi ifade etmek isteriz.” açıklaması geldi cuma günü 13:34 itibariyle. TFF'nin yada emniyet güçlerinin konuyla ilgili bir girişimi var mı bilmiyorum ancak merakla bekliyorum. Bu ülkede yaşayan herhangi bir insan, başka insana küfür ettiğinde ve bu fiili görüntü, şahit yada diğer unsurlarca sabitse ne ceza alıyor? Küfürden veya çirkin tezahürattan dolayı ceza alan kulüpler, kişiler varken, bilmem kaç taraftar bu sebeple stadlara giremezken; her sporcuya örnek teşkil etmesi gereken bir "spor adamı" nın alenen küfür etmesi doğal mı karşılanacak? Bu tür davranışları normal mi karşılamalıyız? Biz, Nouma'nın elini şortunun içine soktuğu an, Beşiktaş'tan gönderileceğini biliyorduk, umarım Avcı'nın da küfür nedeniyle ceza aldığını da görürüz. Herşey bir tarafa, ilk olarak Tello'dan, ardından da Tello'nun terlettiği o şanlı formaya sahip olan camiadan özür dilemelidir Avcı. Ayrıca oğlunu da istiyorsa Beşiktaş futbol okulundan alsın... İyi insan olmadan, iyi Beşiktaşlı olunmaz, unutmasın Avcı.

]]>
Sun, 14 Mar 2010 02:22:00 +0200 http://www.bjkbloglar.com/items/view/7412/abdullah-avc-ozur-dilemelidir
TSL / Denizlispor - Beşiktaş http://www.bjkbloglar.com/items/view/7410/tsl-denizlispor-beikta ]]> Sun, 14 Mar 2010 02:22:00 +0200 http://www.bjkbloglar.com/items/view/7410/tsl-denizlispor-beikta Tahminler http://www.bjkbloglar.com/items/view/7408/tahminler ]]> Sun, 14 Mar 2010 01:58:00 +0200 http://www.bjkbloglar.com/items/view/7408/tahminler Güneş Yine Doğacak http://www.bjkbloglar.com/items/view/7407/gune-yine-doacak

BeşiktaşYükleyen mduruc. - Diğer spor ve ekstrem spor videolarına göz at.

]]>
Sun, 14 Mar 2010 01:28:00 +0200 http://www.bjkbloglar.com/items/view/7407/gune-yine-doacak
İstanbul'a Kar, Geceme Hatıralar Yağdı http://www.bjkbloglar.com/items/view/7404/stanbula-kar-geceme-hatralar-yad

Livırpul’u 2-1 yendiğimiz maçı Asuman’la birlikte izlemiştik; o zamanlar beni seviyordu. Dolmabahçe’den çınaraltı otoparka el ele, göz göze dönüşümüzü unutamam. Gözlerinin içine bakıp “Yu vil nevır volk elon Asuman’ım” dediydim. İyi günümün de kahrımın da sebebi ve tek şahidi Beşiktaş; iyi günde de kötü günde de sevgiye sahip çıkmayı biz senden öğrendik. Yenmez olaydık. O gün bugündür kendi adıma birden ona kadar sayarken sekizi atlıyorum; sevdan içimde sekiz sütuna manşettir Beşiktaş’ım. Bir sayı tutuyorum içimden; sen çıkıyorsun Asuman. Yokluğun ateşten kor ve yalnızlığım yalınayak, aşk neşriyatımın magazin eki güzel Asuman...Henüz altı yaşındayken terk edilmenin öfkesi ile babasından nefret ettiğini düşünen bir genç adam, sevdiği kadına eski zamanlardan bir hikaye anlatır. Yazının olmadığı çağlarda insanlar duygularını paylaşmak için taş verirlermiş birbirlerine.Taşın avuç içinde bıraktığı his, verenin alana duyduklarıymış aslında. ‘Taş mektubu’ denirmiş bunun adına da. Adam, hikayesini anlatırken babasının her yılbaşında bir ‘taş mektubu’ bırakacağına söz verdiğini ama elinde O’ndan kalan sadece bir taş olduğunu dolu gözlerle itiraf eder. Gün gelir ‘kötü’ babanın ölüm haberini de getirir. Kadınının hatırına giderler son acı görüşe. Adam babasının cansız bedenine yaklaşır, yaşlı adamın sımsıkı ellerini açmaya çalışır ve minicik bembeyaz bir taş düşer babanın elinden adamın eline... Giderayak babamdan bana kalan Beşiktaş ile bugünkü ‘yaralı’ Kartal’ı düşünüyorum. O günlerin taraftarlığı ve taraf olmak duygusuyla, bugünkü global hislerimi ayırmaya çalışıyorum, hiçbir şey aynı kalmıyor hayatta. ‘Yağmurlu bir günde görmüştüm seni, üstünde çubuklu formadan vardı, bir anda tutuldum aşık oldum ben, hayatın anlamı Siyah-Beyazdı...’ Sonra forma reklamı çıktı mertlik bozuldu. Aşklar A.Ş. oldu, her yan sponsor, her yer ihale doldu, küçük masum oyunumuz globalleşirken, hayatın anlamı sanki biraz ‘yuro’ oldu. Federasyon temsilcisinin büyük bir iştahla getirdiği şike belgelerinin içinde adım çıkacak diye ödüm kopuyor. Dua edelim ya da düz umalım ki meşhur ‘Bokum’ savcısı da bizim ‘Ergenekoncu’ gibi paranoyak çıksın. Beni tez zamanda unutacağına bahse girerim kalpsiz Asuman, gitme; hem alt hem üst olurum bak.Onur madalyası töreninde yere yığılan şehit babasını görmese idim, bir ihtimal daha güler yüzlü bir veda olabilirdi. “Yıldırım Demirören kaybederse güneydoğu ağıtları biter mi, nasıl bir futbol zaferi, Hrant Dink üzerinden yaşadığımız vicdan sızısını dindirebilir, Fener-Cimbom bu yıl UEFA finali oynarsa, sokaklarda açlık sefalet diner, asgari ücret 2 bin lira olur mu?’’ gibi abuk şeyler düşündüm biraz. Biz futbolu ve sevda yükü kulüplerimizi, gerçek hayatta bulamadığımız değerleri yaşatsın, hakkın, adaletin ve güzelliğin tecellisi olsun diye sevdik, onların yaşattığı mucizeleri gerçeklerde bulabilme ihtimaline sevdalandık. Beşiktaş’ımın seyri kahreden çaresiz futbolu ve yaklaşan ışıksız kongre öncesi, küskünlük biraz bendeki.’Seçime siyaset girdi ‘diye rakibini ispiyonlayan adam, seçime girecek siyasi kimlikler gibi şehir şehir dolaşıp, kulis canavarlığı yapmakta. Hafta içi Fanatik’te okudum, “Demirören Adana, Osmaniye, Erzin, Kayseri il kongre üyeleriyle görüştü. Adana, Osmaniye, Erzinlilerin desteğini aldı.” Buyrun Kayserilinin öykülere konu olan uyanıklığı ve zekasının ispatı işte. Diciturk’e ve her kulüp yönetimine bir Kayserili şart der ve sorarım: “Yıllık 321 milyon dolar olan meşhur ligimizi dünya devi yapar mı, Erzurumsporlu topçu arkadaşların grevi biter mi, adam gibi yabancılar gelmek için sıraya girer mi?”. ‘Piliz Fan Der Fart, dont breyk may hart’mı yani. Giderayak itiraf etmeliyim ki, şu Hurmacı Özer paşa çok yakışırdı Beşiktaş’a, halamın taşikardisi olsa enişteme varmazdı, oy.***Türksel Ligi’nin ‘çok’ gibi parası olan kulüpleri alt klasmandan gelen rakiplerinin yabancı kontenjanına uysunlar ziraat kupası maçlarında, tarım organik olsun, genetiğiyle oynanmasın adaletin. Yayıncı kuruluşun ‘büyükağa’sı Şansal hocamız ve büyük ‘üç büyük düşmanı’ Erman ağbimiz ‘yetenek siz’siniz’ jürisi olsun, gençlerin önü açılsın. Yusuf Şimşek yerini Necip Uysal’a bıraksın gayrı Yokluğunda anladık ki mal canın Ferrari’si, Sivok’un yongasıymış. Maraton’u Behlül sunsun, izlerken ‘yenge’ dırdırından yırtalım. Marka değeri artmış ligimizde seyircisiz takım oynayamasın; Kasımpaşa ile Büyükşehir birleşsin. Seçim öncesi yakacak ve takacak yardımı alan seçmen-seyirci vefa borcu niyetine gönüllü taraftar olsun; spora siyaset, Holoşko’nun yerine Nihat girmesin. Her koyun kendi bacağından asılsın, babaların geçmişi evlatların önünü tıkamasın. Üç gündefutbolumuza hayran olmayı başarabilen Ankaragücü hocası Roje Lömer Türk olsun, adı da Hacı Ömer Gökçek olsun. Demirkol MHK’ye, Meleke PFDK’ya, Dizdar adamı da federasyona başkan olsun, mızmız başkanlar sonsuza kadar mazeretsiz kalsın. Denizli hocamız Çeşme’ye belediye başkanı ve lütfen Yılmaz Vural milli takımlara hoca olsun. Fırat Aydınus, saç dökmeyen şampuan reklamında oynasın ama Rıdvan hoca artık her reklamda oynamasın. Hakemi aldatan topçu kart görmesin, korner direk dibinde tek ayak cezası alsın. Derbileri kadın hakemler, kadın dergilerini erkekler yönetsin. Vardan da bana küsmesin. Okunduğu gibi yazan okunmayan bir yazar olarak Fe ağbinizi özleyin. Biliniz ki ‘yıldıran’ başkan yıldırmıştır O’nu da ama siz gençler yılmayın. ‘Koptu çapraz yan bağlarım, halimize ağlarım’ durumudur biraz. Ben babamı, bana BeşiktAŞK’ımı verdiği içini, Beşiktaş’ımı da babamın takımı olduğu için iki kat fazla sevdim. En çok özlediğim Beşiktaşlı, babamdır. Asla özlemeyeceğimiz Beşiktaşlıya, kongre öncesi başarılar dilemek zorunda kalacağıma susmayı da Beşiktaşlı duruşundan öğrendim, izninizle duruşumu yerim. Asuman’ı özlemek noktasında ise kaleciyle karşı karşıya kalmış Güyiza kararsızlığındayım. ‘Mazi kalbimde kanayan bir yara’ ile ‘layf goğz on’ geyiği arasında sıkışıp kalmış kalbime taş basacak ve önümüzdeki aşklara bakacağım. Silinmez anılarımda severim sizi.Kaynak: Radikal (21/01/2010)

]]>
Sun, 14 Mar 2010 00:45:00 +0200 http://www.bjkbloglar.com/items/view/7404/stanbula-kar-geceme-hatralar-yad
Gerçekleri Savunmak ve Necip ile Avunmak http://www.bjkbloglar.com/items/view/7405/gercekleri-savunmak-ve-necip-ile-avunmak

Kongreler öncesinde tribünler üzerinden manipülas-yonun en fazla yapıldığı ve -aslında kimse bunu planlamasa bile- tribünler üzerinden ortalığın en çok karıştığı büyük kulübün Beşiktaş olmasının tek nedeni var; Semt bizim aşk bizimdir çünkü. Bu semt babadan oğla, nesilden nesle geçe geçe başkalaşmış ve büyümüş neredeyse dünyaya yayılmıştır. Serencebey Dergisi’nin bir anketi çok acı bir gerçeğe işaret ediyor. Her 10 Beşiktaşlı babadan sadece 2 tanesi evladını Beşiktaşlı yapabiliyor. Bu utanç beni de bağlıyor aslında. Kendisini şu anda Galatasaraylı zanneden güzel kızım büyüyüp 18’ine gelip filmlerdeki gibi benden bir araba istediğinde içindeki Cim-Bom aşkının kaç beygir gücünde olacağını göreceğiz. Tüm bu olanlar bir gerçeği değiştirmez. Dünyanın en büyük semti ve aşkıdır Beşiktaş, hatta birçok gönül vereni için hayatın anlamı, O’ndan öte ve O’ndan başka bir halt değildir. Altınsay aday olmalı diye hiçimizi yırttıysak bir bildiğimiz vardı. “Beşiktaş bir marka değil bir armadır” diyebilen bu güzel adamın tribünlerin yapısı ile oynandığı ve buna karşı durduğu için zamanında istifa ettiğini, hem de şahane yönetilen, şahane bir kadroyu bırakıp gittiğini, büyük bir nezaketle tüm taraftarlarına cevaben yazdığı ‘Neden yokum’ mektubundan öğrendiler bilmeyenler. Bir yanda kendi tribün profilini kalitesiz diyerek medyaya şikayet eden, tribün abilerini susturan, pankartlarını toplatan, temizlik düşkünü, sevda ve aşk müşkülü görmem, duymam, anlamam, bilmem bir başkan var; “Paracıklarımı almadan gitmem” diyor. Beşiktaş’ın büyüklüğünü kendi ‘Kuçik’ algısıyla rakamlara döküp ‘’6 yılda 4 kupa neyinize yetmez’’ diyor. Güzelliği çok sesliliğinden mevrut güzelim koroyu aklınca susturuyor ve kendi pankartlarını astırıyor. ‘Astır git’ demek geliyor insanın içinden de denmiyor işte. Kendi özgür, hümanist, nüktedan iradeleriyle açtıkları pankartlarla meşhur bir tribünü tam karşıdan izliyor olmak, dayanılır acı olmasa gerek; bu acı Asuman’ın ruhumun derinliklerine şırınga ettiği acıdan da büyük olmalı. Seni sevmeyen bir kadına zorla aşk mektubu okur gibi... Senden korkan bir çocuğa masal anlatır gibi; Zorla, inatlave hâlâ... ‘Yeter ulan’ der yeterince kabalaşırım ve bu utanç Fe ağbinize yeter, yeterki alayına gitsin. Dilerim Asuman evlensin bir Kamil ile ve Kripton’a balayına gitsin.Yılın teknik direktörü ödülüyle taçlanan bir ustanın takımını, kendi sahasında bölünmüş, küstürülmüş seyircisi önünde ve hem de onda bir maliyetiyle toplanan bir takım ile yeniyorsa bir hoca ve gönlünden milli takım geçiyorsa verin gitsin be abicim; helal olsun. Hepimiz Yılmaz Vural’ız gayrı. Nereden baksan trajik bir futbol akşamını tüm BeşiktAŞK’lılar için seyre değer kılan Necip Uysal’ı oynadığı, oynayacağı ve hatta oynatılmayacağı tüm maçlarda ‘maçın adamı’ ilan ediyorum şimdiden, lakin semtimizde adettendir, gençlere hayata dair ayarlar vermek. Uyarmadan geçmemeli Necip’i; “Sen sen olacaksın, ayağını tendonuna göre uzatacaksın. Öyle layla, reyna, Ayla, Ceyda için fazla acele etmeyeceksin. Tivitır da rastlarsam darılır paralarım bak. Feysbuk filan da yok. Feys verdik diye buk’unu çıkarmayacaksın.” Bakışların bize cesaret verdi Necip mevlam senin sonunu nice dramatik örnekte olduğu gibi ‘ne oldum delisi’ olan abilerininkine benzetmez dilerim. Sergen hocanı örnek al(ma) bak, ‘sıkıntı’ olmasın sonra. ‘Deli’ İbo amcandan profesyonelliği ve yapman gerekenleri, başkanından da yapmaman gerekenleri öğreneceksin. Ben seni Arsınıl’lı Çeh Fabregas’a benzettim akıbetiniz de aynı olsun dilerim; buradan fabr-e gazı alıp koş durmadan. İçkiden, tütünden uzak durasın aman sakın; Fabregas da tütün sarar sanki kendi içer gibi...Ziraat Kupası belli ki kahır olacak bize. Kapitalizmine röveşata yaptığımın global dünyasında, çarşı endüstriyel futbola karşı iken üstelik, kendi payıma bir Beşiktaşlı olarak takımımın almasını en çok istediğim kupadır bakınız bu Ziraat Kupası. Neresinden bakarsanız nostaljik bir ifadedir. Beşiktaşlının nostaljisinde bir değil on bir Necip’ten Kurulu efsaneler ve onlarla gurur duyan başkanlar ve başkanlarıyla gurur duyan tribünler yatar. Avrupa Birliğine doyum sürecinde beli bükülen, açlık sınırında yaşamaya mecbur bırakılan çiftçinin sesi olurdu Beşiktaş tribünleri. Önceki geceki maçta yan sanayi başkanından aldıkları emirle tribünlere sokulmayan, yasaklanan pankartta olduğu gibi ‘Tekel’in de sesi var’ da Tekel işçisinin sesi olmak isteyişi gibi. Yeşilçam’ın, med-yanın, sokakların gerçeğinin Beşiktaşlılığa biçtiği tanım.. Ezilen, hakkı gasp edilen, sesi susturulan, yaşamın kıyısında tutulan, fakir ama gururlu, yenik ama isyankar film kahramanı, sıradan küçük insanlar; “Küçük dünyalarda büyük olur sevdalar ve bir kez sevdanın sarı-sıcak yollarına düşersen, geri dönüş yoktur yeğen.” Lakin her ne kadar kelamını yapsak da bu romantik ve ütopik sayıklanmalarımızın günümüz dünyasında karşılığı olmadığını biliriz. Eskiden acılarımızı, sevinçlerimizi paylaşır çoğaltırdık, şimdi feysbukta vidyolar paylaşır olduk; birbirimizi görmeden hissetmeden. Yasakçı başkanın kalpsiz güvenlikçileri, kurunun yanında yaşı da yakıp, ölümünün yıldönümünde küçük dünyasının bir tanecik sevdası İnönü de anılmasına da engel olmuşlar ruhu şad olası bir Kara Kartal’ın. O pankartı kalbimize yazdık yasaklara inat. Ahyazıyorum, doymuyor içim yazıyorum, avunmuyor kelam. Selam sensiz sabah, sensiz Asuman. Bir seni bir de yıldıran başkanı görünce aklıma gelen o şahane şarkıyı kendimce mırıldanmak geliyor içimden: “Seni uzaktan sevmek, aşkların en güzeli...’’ “Siz’siz saadet neymiş, tattırın da bilelim, gözümüzde yaşları Necip ile silelim.” Âmin.Kaynak: Radikal (14/01/2010)

]]>
Sun, 14 Mar 2010 00:44:00 +0200 http://www.bjkbloglar.com/items/view/7405/gercekleri-savunmak-ve-necip-ile-avunmak
Su İçerdim Testiden, Aklım Vardı Eskiden http://www.bjkbloglar.com/items/view/7406/su-cerdim-testiden-aklm-vard-eskiden

Başlığı muhteşem ‘Haneler’den arakladım. Ee yabancı sayılmam. Bazen öyle gelişmeler oluyor işte. Bendeniz gerçekten bir yabancılaşıyorum ki futbola ve onu yazmaya anlatamam. Bu, Radikal gazetesinde bana büyük bir incelik ve ayrıcalıkla ayrılan bu köşede kaleme alıyor olduğum 63. yazı imiş. Mevsim pastırma yazı, Asuman uzaklarda; bir de yılbaşı gecesi Taksim’deki konsere Gümüşsuyu’ndan yürüyerek gittiğimi, sırasıyla insan ve erkek olmaktan utandığımı da hesaba katarsak bu yabancılaşmayı anlamak mümkün olabilir. 5’li 7’li ama 6’lı değil. 7’li 9’lu ama 8’li değil, erkek gruplarının arasından yürümek zorunda kalmak beni bitirdi biraz. Ülkemizin bütün amatör ve profesyonel futbolcuları sanırdıniz Taksim Meydanı’nda, sözgelimi sendika mitingine gidiyorlardı sanki. Hepsi altı pasta kaleciyle karşı karşıya iştahında ve haber bültenlerindeki o turist kadınları bekliyor gibiydiler. Korkuyla birbirlerine sarılmış iki genç hanım yanımdan geçerken, ‘Sakın kolumu bırakma’ diyordu biri diğerine; ‘Hanfendi maalesef kolunuzla ilgilendiklerini sanmıyorum’ demek geldi içimden; sustum. Telefonuma zil sesi olarak ‘Gündoğdu’yu yükler Arda’yı antrenmanda izlemeye giderim de yok yok bir daha hiç bir güç beni o mevsimde o mevzide tutamaz ve bulamaz. O adamların tribünlerimizi dolduran genel profili teşkil ettiği gerçeğinden başkası değildir bu yabancılaşmanın sebebi; o profil ve ben iki yabancı gibiydik. Asuman sana bile ah edemem bir yılbaşı gecesi Tarlabaşı bulvarında akaryakıtsız kalasın deyu, of.Futbol arası da yabancılaştırıyor biraz be Ferit; spor sayfaları mecburen kiki musampa haberlerle doluyor. Anlıyorum ki işkembeden transfer haberi okumak bir beni bozuyor; herkes halinden memnun. İki yaz önce medyamız Çelsi’den Makalele’yi yaşlı bir kartal yapmaya pek bir niyetlilerdi, tiviler altyazı geçince ben bile inandı idimgeleceğine arkadaşın; uçaktan inen zenci futbolcunun ‘Bak hele Makalele hoşgeldin ülkemize’ diyen hem de spor muhabiri bir talihsize dönüp alaycı gülümseyerek ‘Meraba canim ben Batista en buyuk Konya’ demesi ertesi gün haber ve o arkadaşımıza da futbol dilinde kapak olmuştu, pek bir eğlenmiştim kendi payıma.Yalandan adamlar geliyor gidiyorlar ve yalandan da olsa giden geleni aratıyor oysa. Beşiktaşımızın Ramazan transferi genç Korcan’ın sonu olduğu için Fe ağbinizi bozmuş ve kalbini kırmıştır, bilesiniz. Gazeteler bir iyilik olsun diye genç Necip’i gerçek transfer olarak gözüne sokmaya çalışsalar da, biliriz ki Sayın Denizli genç oyuncuya verecek kredisi olmayan garantici bir banka gibidir. Galatasaray’a Kosta transferi hayırlı olsun. Haftanın en çarpıci gelişmesi için bir kelam etmek gerekirse: ‘Melih Şendil ama Semih hiç değil’ der susarım. Memlekette ne yazık ki böyle işler vefa duygusu, iyi günde matah bir şeymiş gibi hissettirilen ‘Bizim çocuk’ mefhumunun bir kandırmaca olduğu kötü günde çıkar ortaya. Karlos, Dallas’ın Ceyar’ından daha nankörleşir sallar durur arkasından Fener yönetiminin çıt çıkmaz da, ‘Bizim çocuk’ Semih’le dalga geçilir, mesaj verilir ve sanki git artık denircesine arttırılan ücretini hukuk yoluyla çözmeye kalkanda kötü adam oluverir. Bilinsin ki o takımda servet önerilse bile, sözgelimi Galatasaray’a gitmeyecek tek Fenerlidir Semih. Endüstrisine çaktığımın futbolunda artık mumla arasak bulamayacağımız formasına aşık nesli tükenenlerdendir. Hakem hata yapar, spor muhabiri yapar, başkan yapar, hoca yapar, genç kaleci yapamaz bir de ‘Bizim çocuk’. Ülkemizin güzel insanının karakteristiğinde yoktur vefa da ahde vefa da. Asuman’da da yoktur. Vardır gibidir ve gibiler ülkesinde gibi gibi severiz birbirimizi biz.İntikam soğuk yenirmiş, sevgili asker Bülent hoca 6 ay mı 8 ay mı oldu yokluğunuz. Öyle sallamakla olmuyormuş fanatik fanatik ha. Özledik valla, geçmiş olsun. Geçmiş yazılarımda Ümit Karan’a sallamışlığım yoksa şu meşhur barına gideyim kendime bu ara transfer döneminde yeni bir Asuman bulayım diyorum. Geçmişi bırakmadan geleceğe bakamıyor insan. Kah yalan bir aşkta, kah kötü bir aşıkta çakılı kalıyor işte; 63 yazının en az 64’ünde mevcut başkanımıza kendimce haklı sebeplerle muhalefet eden, kelam yettikçe Sayın Demirören’in yanliş ve hatalı edimleri üzerinden kah gerçek, kah hayali bir Beşiktaşlılık tanımı yapmayı şiar edinmis bir dışarıdan yazan olarak, bu değerli köşemdeki varlığımın önümüzdeki kongreye bağlı olduğunu soylemeye mahal yoktur sanırım. Bu kesinlikle ‘O varsa ben yokum’ mızıkçılığı değildir. Söyleyecek sözün kalmayacak olmasındandır; gerçek Beşiktaşlılık duruşunun gereğidir tam da. Kongre demokrasisine bağlılıktır biraz. Söz türksel ligiyse sükut la ligadır dedim ya hep, ondandır. Bir dönemi daha kendisiyle geçirecek mecalimiz yok iken kelimelerin kifayet edemeyecek olmasındandır. Aslında ikinci dönem yazarlığımda ilkine kıyasla daha düşük bir küfür istatistiğiyle oynuyordum ve her şey yolunda gidiyordu; belki öyle olmaya devam edecek, yeni bir başkan yeni bir yönetim ile yeni ufuklara süzülürken şanlı kartalımız Fe ağbiniz topa girmeye devam edecek; umut dünyası deyip bekleyegörelim. Devamlılık hatalarımla berbat ettiğim çileli ve ama onurlu ömrümde ihtiyaç halinde camı kırılacak ‘Bizim çocuk’ olduğumu hiç unutmayınız. Asuman unuttu siz unutmayınız. Yalandan da olsa ne güzel gülmüştün bana Asuman, Pinhani dinliyorduk, manzaramız aşk doluydu, hani bana hani bana oynuyorduk. Yağmurlu bir günde görmüştüm seni ve yağmuru sevdiğim kadar sevmiştim. Yazık oldu yarınlara...Kaynak: Radikal (07/01/2010)

]]>
Sun, 14 Mar 2010 00:41:00 +0200 http://www.bjkbloglar.com/items/view/7406/su-cerdim-testiden-aklm-vard-eskiden
Ramiz Dayı Ortaya, Üçlü Çektir Kartal'a http://www.bjkbloglar.com/items/view/7409/ramiz-day-ortaya-uclu-cektir-kartala

Açıkçılara mutlu yıllar locacılara hepi börtdey der ‘Yalnız ve mutsuz ülkeme’ kralından bir 2010 dilerim.Maçlar tatile girende böyle olur yazarın köşesi. Sayfalar yalancı transfer haberleriyle dolar; Beşiktaşlı’nın payına Guti Haz düşmüş, haz duyarız.Raul Madrit’in en kral topçusu ayrılacaksa ülkesinden, geleceği son bir kaç ülkeden biridir Türkiye; yemeyiz elbet ama okuruz zevkle bu yalanı da. Hem bu yalanlara alışkınım Asuman’dan.Yıllar önce Luçesku bir kara kartal iken Kılarens Zedorf arar kendisini kartalsel hattından “Hocam” der “Saygılar, yüzüncü yılını kutlayan bu büyük camiaya katılmak isterim hatta her şeyden çok isterim”der habere göre. Luçesku o babacan ve bilge tavrıyla kibarca teşekkür eder Zedorf’a ve “Ben de çok isterdim yeğen” der ve ekler “Lakin senin mevkiinde Niyazi oynuyor.” Kıssadan hissesi yoncadan eminem; Zedorf hala Milan’da, Niyazi’yi Allah bilir, 7 yılda Niyazi ve Zedorf’un mevkilerinden geçen Beşiktaşlı topçular yol olur burdan fizana kadar. Mutlu yıllar Asuman her nerede taş atıyorsan ve hangi bahtsız Niyazi ile yaşatıyorsan hayalimi.Maykıl Ceksın’ı aniden ve hinlikle Beşiktaşlı ilan eden Çarşı patentli veciz yılın en sansasyonel çıkışı idi, yamuluyorsam düzeltiniz.Yılın en çirkin olayı da bir kulüp başkanının fiili saldırı ve tacizine maruz kalan gazeteci Erhan Telli’nin başına gelenlerdi. Yılın gerilim oskarı artık kanıksadığımız ve yıldığımız üzere Fenerbahçe-Galatasaray derbilerine gidiyor; kontrolsüz rekabet rekabet değil. Diyarbakırspor üzerinden yaşatılan faşistike korolanmaları 2010’da görmesek ve bir alkış daha uzatsak İnönü sakinlerine bu vesileyle.Hayatını kaybeden tribün liderinin anısına onun adının yazılı olduğu formalarla ısınmaya çıkan Cimbomlu futbolcular ve o maçta atılan gollerin anonsunun merhumun adıyla yapılması bendenizi bir ‘Kim Ki Duk’ filmi izlemişcesine alaşağı etmiştir; bir değeri varsa ‘Fe ağbi ağlak mansiyonu’ verelim bu duygusal reddedişe. Yılın falcısı yine Denizli ve Türksel ligin ilk yarı reytink kralı yine Yılmaz Vural. Lügatımıza yeni giren en baba deyimler Ersun Yanal’dan ‘duygu bütünlüğü’, Mustafa Denizli’den ‘distanz’. Ben hocalarımız içinde Muhsin Ertuğral’ı hiç şaşmayan olumlu ve yapıcı yaklaşımlarıyla ilk sezonun en güzel adamı seçiyorum. İlk yarının oyuncusu İbrahim Üzülmez’dir; bunu en bilgelerle Meleke, çakır gözlü Demirkol, Okay Karacan, Rıdvan hoca kimseyle tartışmam. Sen otuzaltı yaşına gel, canla başla oyna, takımın en çok koşanı ol, sağ ayakla asistler filan, sağol be kaptan, kim ne derse desin düşmedin daha çaptan. Yılın hayal kırığı da bizden; adını söylemem ki ilk onbirin yarısı üstüne alınıp çeki düzen verirler belki hallerine.Dört büyüklerimizin forvet hattındaki sorunlu suskun golcüleri arasında Makukula’nın neredeyse oybirliğiyle ilk yarının forveti seçilmesi şaşırtıcı değil. Güyiza’nın bakışları Fenerliye biraz olsun cesaret veremedi, Semih artık nöbet yerinde uyukluyor.Nobre “Senin yaptığını ben bile yaparım hatta yapamadıklarını da” dedirtmeye adamış bu sezonu. Bobo’yu çözmek zor iş. Nonda, Küvıl ve Arda’dan sonraki forvetmiş, Raykart öğretti bize. Gökhan Ünal karasevdaya tutulmuş gibi. Yani ilk yarının bir onbirini yapsak forvete koymaya adam yok sanki. Sol iç Hurşit Meriç sağ iç İvan Ergiç desek tek forvet Gürcan Bilgiç mi demeliyiz. Yeni yılda Türk futbolu adına dilenecek en güzel şey düşler sahnesinde bir Fener-Galatasaray finali olabilir; kazananı aranızda seçersiniz artık. Arda’ya Livırpul forması, Adnan Polat’a milyon pağundlu bir banka hesabı, Yıldırım Demirören’e süper emeklilik dilesem kimi üzmüş olabilirim ki. Ersen Martin La liga yada bundezligada oynamak istiyormuş, ben de Leonard Kohen’e bir beste vermek isterdim aslında. Hayalcilik iyi şeydir; sadece ‘önündeki maçlara bakmayı bilen’ topçuya yeğdir böylesi, hayali de olacak topçunun ve elbet fantezisi.***Ev hanımlarının haftada beş gün iki saatten bir diziye abone oldukları gerçeğini hiçe sayarak evin beylerinin burnundan getirdikleri futbol düşmanlığının ölçüsünü değiştirecek bir güzellik olmalı. Şiddet ve teröre karşı bir yasa değişikliği spor bakanımızın yeni yıl müjdesi. Sponsorlar, büyük paralar, endüstri, total, global derken başkalaşan futbolda forma aşkıyla oynayacak eski kafalı bir romantik futbolcu bulamayacağımızı kabul edelim artık. Yeni yılda futbol hiç izlemeyenleri bile cezbedecek büyük bir romantizm yaşamalı. Pi-Arcısı değişmeli ligimizin, heyecan gelmeli. Yeni bir kahramanı olmalı sanki, bu Ezel fenomeninden cımbızla kendisini ayıran Ramiz Dayı olabilir. Başkanları tarafından susturulan tribün liderleri eksikliğinde kendisini mabedin orta yerinde üçlü çektirmeye davet ediyorum. Ben Ezel’den beridir hür yaşadım hür yaşarım, hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım yeğen. İlmi okuldan hayatı BeşiktAŞK’tan...Hepinizin yeni yılını kutlar, Asuman’ın yeni yılını kurtlarım. Kurt düşüp içine kemirsin seniAsuman; bir başkan kocca bir camianın heyecanını nasıl kemirip tükettiyse öyle işte. Açtırma kutuyu söyletme Guti’yi, başkanını da al git be Asuman; yok yarama ‘sizsizlikten’ daha iyi pansuman. Formamızın rengi ne olursa olsun yeni yılda hepimiz kazanmaya mecburuz; anılarda zaten hep mağlubuz. Yeni yılda eskisi gibi severim seni...Kaynak: Radikal (31/12/2009)

]]>
Sun, 14 Mar 2010 00:40:00 +0200 http://www.bjkbloglar.com/items/view/7409/ramiz-day-ortaya-uclu-cektir-kartala
Feyyaz Olur Yay Üstünden Vururum, Bu da Gelir Bu da Geçer Ağlama http://www.bjkbloglar.com/items/view/7413/feyyaz-olur-yay-ustunden-vururum-bu-da-gelir-bu-da-gecer-alama

Kaçan goller haftası dersek devrik bir deyim olur; kaçana gol denmez zira ama neresinden bakılırsa bakılsın kaçan goller haftasıydı, bu ne devrik bir haftadır bilemezsiniz Tomas Dol doldu taştı Kahe’ye, art arda iki inanılmazı kaçırınca bir an Yılmaz Vural olup sahaya girecek sandım; at Kahe’yi elinden bin parçaya bölünsün.Efsane Ziko’nun Caner Erkin’i Moskova’da neden sildiğini anladık, arkadaşım ofsayti bozuyorsun. Ve Yula...önce kaçırdıklarıyla sonra da ağzından kaçırdıklarıyla haftanın kayan yıldızı Yula. Yarım yamalak türkçesinden belki de futbol dünyamızın tartışmasız en efsane kaptanlarından Rıza adamımıza ettiği laflardan sonra bir başka takımımızda oynama ihtimali kalmadığını umuyorum. Yula’nın Türkiye’deki varlığını gişesinden dolayı serisi çekilen kiki musampa filmlere benzetiyorum; Recep İvedik Gine vatandaşı olsun adı da Yula olsun. Yarım yamalak aşkıyla ‘duygu bütünlüğümü’ alaşağı eden Asuman’a bu hafta sözüm yok; kol kırılır yen içinde, kalp kırılır sen içinde kalırsın Asuman...Fotomaç gazetesi İndıpendınt’a dayanarak tüm Beşiktaşlıların ruhunu okşayan bir haber yapmış; taşıma haberle değirmen dönmüş. ‘Ölmeden önce yapılması gerekenler listesi’nde Beşiktaş seyircisiyle İnönü’de birlikte maç izlemek de listelenmiş. Elin gavurunun taa uzaklardan görüp dünyaya önerdiği güzelliği yanıbaşımızdaki güzel Bursalı’dan neden esirgiyor olduğumuzu anlayan var mı? Uzaktan bakıldığında birbirine en yakın iki taraftar grubunun birbirinden uzak tutulması ne acıdır. Acıdan öte bir hakkaniyet zaafı.İçimizdeki hak ve adalet duygusu incindiğinde futbol devreye girer ve güzellikler sunup avutur bizi; öyle oldu işte İnönü’de. Keyfimizin kalfası olup topa fazla girmeseydi Tolga Özkalfa sezonun ilk yarısının en şahane maçı olduğunu iddia edebilirdim. Bursaspor’un geçtiğimiz cuma İnönü’de Beşiktaşımızı aslanlar gibi yenmesi taraftarlar üzerinden ve onlar kullanılarak büyütülen anlamsız nefrete, ilahi adaletten balans ayarıydı; mevzuya böyle bakmak lazım. Teksas ruhu İnönü’deydi, ‘Çekirge’li bir değil iki değil üç kez sıçradı. ‘Alma mazlumun ahını çıkar İniyesta iniyesta’ maçıydı.Oh oldu bize, oh olsun tabi Mustafa Denizli’ye de, onun artık can sıkan kehanetine de oh olsun. Ahlar ve vahlar yine cefakar Beşiktaşlı’ya kaldı. O havada, o yağmur tufanında, o tribünde olmak nasıl bir duygu bilmeden her yenilgi sonrası ‘taraftar bizi geriyor’a yatan kiralık formalı profesyonel Beşiktaşlı futbolculara da oh olsun. Mert bilir mert bulurum seni Toraman son haftalarda hep düşmeye oynuyorsun. Düşmeyecek hep ayakta kalacak ve yıkılmayacaksın; sen Beşiktaş’ın kaptanısın.Türksel Süper Lig’in istikrarı Fe ağbinizin Asuman ile istikrarını aratıyor valla. Fener 8’lik bir oh serisinden 5’lik bir vah serisine dönünce kızılca kıyamet koptuydu. ‘Oh oh’ diyerek yine lider kapadılar, Cimbom ahlar vahlar karışık zirve takibinde. Kayseri ve Bursa için durum tam ‘oh oh suyundan da koy’. Vah’im olan yine Beşiktaşımız; bu sezon tek teselli korkarım ‘Mençıstır fatihi’ olarak verilecek mansiyondur. Hoş futbolcularımız ve kahinimiz şampiyonluğa inanıyorlar, ihtimaller içindedir.Oysa bize ‘en iyi yönetmen’ değilse bile ‘en iyi senaryo’ ödülü yakışır. Bir kongre bin nasihatten iyidir. Adaylar içinde bir musibet kabus gibi bizi beklemekte. Hayallerim vardı benim. Siyahla beyaz arasında kalan tüm renkleri içeren bir kongre olmalıydı adaylar açısından. Sayın Altınsay’ı harekete geçirecek sinerjiyi yaratamadık korkarım. Bunun için hâlâ zamanımız var mı bilmem ama benim hala umudum var. Büyük Beşiktaşlı, büyük ozan Alanson’un da var mı acep, şarkıların şarkısını hep o yazmıştır? Beşiktaş’ımız için en iyi kurtuluş reçetesini ve en iyi senaryoyu yazacakların en başında kuşkusuz Altınsay bilgesi gelmektedir.Yangın yerde ortadan kaybolan meşhur büyük patronlar Beşiktaşımızı uzaktan seyre devam ederken gönlü zengin Fe ağbiniz yılbaşındaki büyük ikramiye için pusudadır, kalan paralarıyla aldığı 1600 adet tam biletten umutludur. Bu fantezi, Yıldırım Bey’in yeni dönem için, içinden geçen fantezilere yeğdir. Beşyüz kağıt ve maç başına kazanacaklarım bana yeter, adaylığını açıklaması halinde 29 buçuk trilyonum ve tüm şarkılarım Altınsay’ın emrindedir. Forza, Ekşi Beşiktaş, Siyah-Beyaz, Web kartalları... Hadi iş başına. O, başkan olmalı ve köşesi bana kalmalıdır. O köşe kış köşesi bu köşe yaz köşesi; Beşiktaşımıza zarar verenlere ‘Hadi ordan kışt’ köşesi... Asuman... X’imeyen aşkım... Köşelerde sıkıştırıp dururum hayalini...Kaynak: Radikal (24/12/2009)

]]>
Sun, 14 Mar 2010 00:37:00 +0200 http://www.bjkbloglar.com/items/view/7413/feyyaz-olur-yay-ustunden-vururum-bu-da-gelir-bu-da-gecer-alama
Dün Seni Solda Görmüşler Sağında da Teyyo Varmış http://www.bjkbloglar.com/items/view/7414/dun-seni-solda-gormuler-sanda-da-teyyo-varm

Şahane goller izlediğimiz bir Türksel Ligi haftası oldu, sanırım herkes Bobo ve Makakula’nın gollerinin hastası oldu. Beşiktaş, Manisa’da ilk yarı şahaneydi, herkes yerinde oynarsa daha güzel olacak. Evet, lakin haftanın hareketi Metin Akan’ın Vazel’e gol pasıydı. Bir de Baki Mercimek Beşiktaşlıdan sonra Fenerlinin de sevgilisi olmuştur; ona çarpan topun gol pası olma ihtimali Mörfi’nin kara komik ihtimallerinden daha güçlü ne hikmetse. Beşiktaş’ta Nobre ve Nihat aynı şarkıyı söylüyorlar birbirlerine: “Beni yakacaklar senin yerine” ve bu ikili için çanlar çalıyor, “Sizi Çarşı bile affetmeyecek.”Arıza Makakula’daymış amirim, ekip gönderdik bakacaklar. Yıldırım Demirören 35 milyon yuro verip Beşiktaş’ımıza almazsa yazık olur valla. Madida, Ferdinant ve Nuğma’dan sonra yeni bitter çikolatamız olur. Yetmezse üste Fabyan ve miktar Capon yen’i de verebilirler. Sizin çöpünüz Beşiktaş’ın paralarıyla doldu, bozukluğa muhtaç kaldık. “Fe ağbi bozukluğun var mı biraz karnım aç?”, “Ben de kişilik bozukluğu var canım, karın doyurmaz.”Ara transfer döneminde adettendir. ‘İşkembeden reportas’ gastesine gelecekler gidecekler haberleri düşer durur. Herkes kendi görgü ve bilgisince ilk yarının en iyi ve en kötülerini seçer işte. Sallama çay ile demleme çay hiç bir olur mu? Bize genelde sallama yabancılar geliyor, biz de diğer liklerden demleme olanları seyrediyoruz. Kasıyo Linkoln yine uzaklardan kasmış durumu “Galatasaray’dan aldığım para bana yetiyor” demiş, Cimbomun parası deniz yemeyen Linderot. Bak bir varmış bir yokmuş İnönü’de, güzel bir Tabata yaşarmış yedek kulübesinde. Bu adama yazık ve ayıp ettik, Beşiktaş’ımızın parasını da sokağa attık. Nasıl çıkaracağız bu zararı şimdi, Brezilya dizilerine mi versek fakir ama onurlu Roceryo olarak, ya da Yıldırım Demirören ibret müzesi açılsa da arkadaş part taym orda kamu hizmetine mi verilse? Trabzonspor’da bir yıl geçmesin ki eski bir sözleşmeli oyuncuya eşek yükü tazminat ödendiği haberi okumayalım. Fenerli Yosiko’yu, Maldonado’yu unutmadı, Güiza’nın arkasından değilse de ona verilen paraların arkasından bir taraftar sorumluluğuyla ağlayacaktır. Karlos indirdi Fenersel hasılatını, özkaynak maliyetimiz Nihat’ımızın üç yıl boyunca indireceği gibi. Bu ‘davnloğt’ sendromu hem müziğimizin hem futbolumuzun ortak sorunu. Asuman bi film indirdim netten, kadın sana, adam bana benziyordu. Adam bıktı aldatılmaktan gey oldu, kadın kötü yola düştü şey oldu.Sözün özü bizde sokağa atacak para hiçbir zaman bitmez. Hal böyle olunca da “Benim param var, başkan olmak istiyorum” diyen zihniyet de ortadan eksik kalmaz. Dün bir gazetemizde “Beşiktaş’a 50 milyon yurosuyla başkan olmak isteyen F.D. diye bir adam” haberi arkadaşlar ve aile arasında tatlı bir heyecan yarattı. Tebrik için arayanlar, borç isteyen ilkokul arkadaşlarım, kutlayan taraftarlar oldu lakin ince bir detay var ki mevlam bana elli milyona yuro ya kulum demedi. O FD, bendeniz değilim. O kadar param olsa başkanlığa aday olur muyum parayla saadet ve başkanlık olur mu? Tanrım beni başkan mı yarattı? Balık baştan, insan aşktan kokar mı bunları bilemedim. Paralı başkandan hayır gören oldu mu? Ne başkanlar sevdik zaten yoktular. Yazın bir tivi programında “Sınırsız bir yetki ve parayla bir transfer yapacak olsanız Beşiktaş’a kimi getirirdiniz dye sordulardı da “Delgado’yu gönderirdim” demiştim. Bendeki biraz ters kafa, direk dibinden avuta çıkar. Şimdi benim gönderiverdiğim adam Beşiktaş’ımızın 3. bölge çeşitliliği için ‘Dünyayı kurtaracak adam’ gibi bekleniyor hem de ikinci kez. Sanki bilmediğimiz bir Boka Cünyors yıldızıymış gibi. Yani benden başkan olmaz. Ah topçu olaydım keşke, bir kayıp zaman golcüsü, düşük bonservisli yüksek forma aşklısı... Sevdadan yana asistleri itinayla doksana takaydım. Gelişine vuraydım da son dakikada topun tamamı çizgiyi geçtiğinde yer gök inleseydi BeşiktAŞK diye. Deplase oldum sana geliyorum Asuman...Kaynak: Radikal (17/12/2009)

]]>
Sun, 14 Mar 2010 00:36:00 +0200 http://www.bjkbloglar.com/items/view/7414/dun-seni-solda-gormuler-sanda-da-teyyo-varm
Taktiğin Böylesine İtirazım Var (Hardrak Kavır) http://www.bjkbloglar.com/items/view/7416/taktiin-boylesine-tirazm-var-hardrak-kavr

Mustafa Denizli / Alkolik yap bizi. Şaşırt şaşırt dur sağ gösterip sol vur.Çok bekli takım neyi bekleyip duracak, savun savun bir yere kadar savunduğunuz şey ne acaba grup sonunculuğunu korumak mı, teessüf eder saygılar sunarız. Formsuz ofansifler yüzünden idiyse bu diziliş o da apayrı bir sorun ve sorumluluk zaafı değil mi, Holoşko çölde suya hasret kadar özledik seni. Bir Avrupa defterini daha hayal kırığı ve boyun büküğü ile kapatmanın derin hüznü içindeyim, bir Asuman’ı bir de Denizli’yi anlayamadan göçüp gideceğim şu yalan dünyadan, söz konusu Hocamız olunca idrak yollarımızda iltihap oluşuyor ve kahrımızdan işiyoruz af buyrun. Asuman özledim seni yokluğunda üşüyorum.Yalnızlığın tek kötü tarafı yalnızlık işte, onun dışında şahanedir yalnızlık. Kadrajda bir kadın olmayınca daha çok futbol izler ve tüketir oldum ki bunda bir hazım problemi var. İsim vermeden teessüflerle anacağım bir sürü kocaman küçük adam tivilerde saatlerce memleketin en büyük sorunuymuş gibi ve Fener’deki disiplin sorununu tartışır gibi yapıp gencecik çocukların özel yaşamına, kimseyi ilgilendirmeyen ilişkilerine hatta cinsel fantezilerine dadandılar. Kendiözel hayatlarıyla ilgili en küçük bir şaka yada imayı kaldıramayacak olanlar başkalarının yatak odasına neden dalarlar. Kazım’ın yatak odasındaki kelepçeden size nedir, nerden bilirsiniz, Önder’in kız arkadaşıyla kavga etme hakkı yok mudur? “Abi bugün yorumların pek sert, gerginsin dün gece yengenin başı mı ağrıyordu?”Hafta içindeki basın toplantısında ısrarla yinelenen tahrik edici sorulara akılla sağduyuyla ve tevazuyla yanıt veren bir sportif direktör sporun güzelliğinden oyunun temizliğinden beyhude dem vurup durdu. Yıllar önce müthiş gerilimli bir şampiyonluk maçında, Avni Aker de uzatılan mikrofona şampiyon bir futbolcu coşkusundan çok insani bir tepki verdiği için başkanı tarafından aforoz edilen de Aykut Kocaman idi. “Şampiyonluk sevincim Trabzonsporlu arkadaşlarımın kaybettikleri için yaşayacakları baskıyı düşününce kursağımda kalıyor” demişti sadece. Çirkinliğin ve sevgisizliğin empatik tedavisinde Aykutsilin. Aykut’un öp öp bitmeyecek kocaman bir yüreği var velakin şimdi O’nu ve O’nun üzerinden Feneri, dün Nalga üzerinden Galatasarayı, yarın kimbilir Fe ağbiniz üzerinden Beşiktaşlılığı, güzelliği sporun birleştirici ve çoğaltıcı ruhunu çomaklayanlar çoğunluktalar. Benim için futbol ve taraftarlık hiçbir zaman bir büyüklük böbürlenmesi olmamıştır, bir güzellik yarışmasıdır taraftarlık. Arabamda dikiz aynasında asılı duran Beşiktaş amblemi göstermelik değil yaşamalıktır. Kırmızı ışıkta geçersem, ambulansın peşine takılırsam, başkasının hayatını ve hakkını hiçe sayarsam, düşene yardım etmek yerine gülersem, kavgayı ayırmak yerine çomaklarsam, o amblem sivrilip ok olur batar kalbime. Çocuklarımıza okullarında verilmeyen ‘adabı muaşeret’i statlarda vermek için vardır futbol. Empatiyi, sağduyuyu, kazanmayı ve kaybetmeyi, coşkuyu ve hüznü, her seferinde yepyeni duyguları yaşamak ve hissetmek içindir taraftarlık. Hayata ve futbola böyle dikiz atmakta fayda vardır. Dün aniden çıkan bir yayaya su sıçratmayayım diye az daha Abdullah Avcı yönetimindeki İstanbul Büyükşehir Belediye otobüsüne çarpacaktım. Ani frenle o amblem yüzüme çarptı... Bir an düşündüm ve güldüm halime ki bu gülüşün bir babanın kızına gülüşü gibi onur ve gururlu bir gülüş olduğunu hissettim... Ve “İyi ki Beşiktaş var ve ne mutlu Beşiktaşlıyım” diye ekledim ve kıymetli bir selam çaktım Kocaman Yürekli Aykut’a. Nefretin ve ayrımcılığın sempatik tedavisi için Feridun fort; aç karnına... Doyasıya...***İyi ki Beşiktaş taraftarı var ve çağırıp alkışladılar Diyarbakırsporlu oyuncuları. O maçta top Gökhan Tokgöz ile nişanlandı, düğün yakındır. İyi ki Eskişehirspor taraftarı var ve hiç susmasın şarkıları. Çeseka maçının hakeminin gözüne İrlanda bayrağını sokan güzel insanın ellerinden öpüyorum, işte futbol bunun için var. İyi ki Aziz Yıldırım maç sonrası haklı hakem öfkesini medyanın beklentisine rağmen ertesi güne taşımadı. Futbolun içinde hata payı var. Çıkış ile çöküş arasında Türkçe de iki harf futbolda doksan dakika fark vardır. Bir galibiyet herşeyi değiştirir. Hatasız kul ve gözüyaşlı kuul olmaz, düdükten sonra topa vurulmaz, hakemi aldatan sarı, kendini aldatan kırmızı görür hayattan. Ve Asuman yokluğunda hayatla maçıma beş bekle çıkmış gibiyim geriye yaslanmış seni bekliyorum, tıpkı Beşiktaş’ım gibiyim, üçüncü bölgemde zaaflarım var.Kalbim orada zira ve kalbimde parmak izin var. Bir tek futbol izlerken seni ve yaralayıcı hatıranı anmıyorum, işte tüm tatsızlığına istikrarsızlığına ve medyadaki gerilimine rağmen türksel süper lig bu yüzden bitmesin. Aleks Brezilya’nın ‘işkembeden reportas’ gastesine “Belki dönerim” demiş; lütfen Aleks hiç gitmesin.Kaynak: Radikal (10/12/2009)

]]>
Sun, 14 Mar 2010 00:34:00 +0200 http://www.bjkbloglar.com/items/view/7416/taktiin-boylesine-tirazm-var-hardrak-kavr
'Eşinin Doğumuna Gitmeyen Adam, Adam Değildir' Adam Simit http://www.bjkbloglar.com/items/view/7417/einin-doumuna-gitmeyen-adam-adam-deildir-adam-simit

Artık kısa cümleler kuruyorum Şebo’cuğum gibi. Bir ‘okuyamaz’ım “Yazısını bitirene kadar çay buz gibi oluyor’’ demiş. Beni anlamakta bir zorluk var.Evet, biliniz ki bu ortak sorunumuzdur; önümüzdeki yazılara bakacağız artık. Asuman’a yetmedim spor medyamıza yeteceğim. Forma gireceğim, Nihat’tan, Tabata’dan, Nobre’den daha önce üstelik.Mustafa Denizli’yi sevme sebeplerim içinde teknik taktik filan yok benim. Olsa bu denli sevmezdim, densizim; pat diye söylerim. Hazırcevaptır, sürekli gülümser, kızıp küfretse fıkra anlatıyor sanırsınız. Vizyon sahibidir.Büyük düşünür büyük konuşur. “Beşiktaş’ımızın tarihinde bir Mençıstır zaferi olmalıdır’’diyebilmek herkese harç değildir. Şapkasındaki tavşanlar O’nu sevmenin diyeti olsun. İran’dan bir takım mistik güçlerle birlikte geldiği aşikâr; bu bayram Beşiktaşlı için tam bir kehanet bayramı oldu, ’Çeşme Kahini Mustafa-2’ sekizinci zafer haftasında.Bir devam filmi; bu takım neydi ne oldu. Biri kura sonrası çıkıp “Mençıstır’ı oracıkta yenecek lakin gruptan çıkamayacaksınız” dese kendisine “Zzzt Erenköy’’ demez miydik, art arda sekiz galibiyete tabii ki mutlu olduk lakin “Çempiyınşipte bir Erenköylü olmak’’ bakıyorum da Beşiktaşlının çok umurunda değil, Beşiktaşlılar ikiye ayrılır ve ben korkarım üçüncü gruptanım. Kongre üyeleri de benim kafadandır umarım. Hocam bi Cihangir yapsak, bi fal kapatsak hayrınıza; bu Asuman kaçıncı hafta çıkacak hayatımdan?..Raykart ‘baba’yı kutlarım, bebişe uzun ve sağlıklı bir ömür dilerim. Ad koyamadılarsa henüz ‘media’ olsun bebiş derim. Hem belli ki G.Saray’da uzun yıllar kalıp efsane bir hoca olacak! Eee bebiş de buralarda büyüyecek! Alışacak buralara! Adı da Türkleşebilir zamanla, Mediha olur. Spor medyamıza inat olsun diye bu önerim. Önce Televizyonspor teknik direktörü ‘sevgili’ Ersun hoca ipi çekti, o olsaymış bebişinin ilk ‘ınga’sına tercih edermiş takımının başında kalmayı. Sonra son haftaların adamı Yılmaz hocamız vurdu iskemleye ve asılıverdi baba Raykart’ın etiği. ‘Karısı ölse gitmezmiş cenazeye de maça çıkarmış.’ Ya güzel hocam ben sizi yengeyle bir gün havaalanında görüp de imrendiydim. Biz Asuman’la hiç öyle olamadık işte. Kumrular gibiydiniz Mevlam bozmasın. “Başını göğsüme yasla sevgilim” dedi eşiniz, “Sen iste, her şey çok güzel olur” dediydiniz. Bırakınız dediğinizi yapabilmeyi “Bırak futbolu” dese yenge, anında pilot olursunuz siz. Kadınının doğumuna, bebişinin ‘Ben geldim babişko’suna gitmeyip takımın başında kalan hoca Morinyo olsa ne yazar,Yabancı hocalara haklı öfkenizi boşaltırken bir insan yerine makine tanımlamanın ne alemi var.“Kızım bugünkü maçımıza geliyorsun di mi?”, “Berkecan ile fizik çalışıcam baba, birlikte momentumu koruyacağız, üzgünüm. Hem şu doğum hikâyesini unutmadım. Sana bol şanslar. İnşallah milli takımlara tek seçici olursun bir gün...”Ve Trabzon da ‘Güneş’i gördü’, izlemeyen bir ben kaldım. Hoşgeldin Şenol Hocam; ‘kim ki duk’ların özleyecektir seni. Cavcav dede kuyuya bir taş attı, Halil İbrahim’in çilingir sofrası kaka oldu, adı geçmeyen camia kalmadı bu itiraf karmaşasında ve anladık ki mazi kalbimizde kanayan bir yaraymış. Kasımpaşa maçında seyirci açığını kapatmaya çalışan şeklen Fenerli futbolcular ‘büyük başkan’ın hışmına uğrayacak gibi duruyor; Bize ‘dün’ bir tepeden baktı Aziz Yıldırım, “Üç yıl biz şampiyon olu0caz siz yoksunuz” dedi ve ‘nabza şerbeti’ verdiydi. Bu iddia Anelka’lı, Apiyah’lı, Orelyo’lu, Tuncay’lı zamanda dile gelsedaha inandırıcı olacaktı.Tek sorun büyüyen ekonomisine inat küçülen transfer politikası ve part-taym işleyen ‘ruh’.Dağum bu ülkeyi iyi tanır da Aykut hocanın topa ‘Kocaman’ girme zamanıdır belki; o ruhubilen tek adamdır zira, durumun olduğundan daha vahimleştirilmesini, Üstad Çupi’nin de açıklayamadığını söylediği Fenerbahçe büyüklüğüne bağlamak ve küçük yabancılara harcanan büyük paraların ardından oturup ağlamak lazım. Geçmiş olsun Kazım, formanla vedalaş ve bir çarşamba sabahı ‘Şefiyıld Vendzdey’e git. Kazım demişkenne zamandır hakeme küfürün cezası dört maç oldu yav, alayına isyan, forza BeşiktAŞK.‘Haftanın renkleri’ programını kaçırmamaya çalışırım. Medyamızın bu defans dörtlüsü adam asmaca’ya fazlaca dalıp muhteşem bir izleyici önerisini ıskaladılar maalesef. Fe ağbinizden kaçmadı ama, Nevşehir’den Cengiz Güner “Cezalı takım seyircisiz oynayacağı takıma seyircili deplasmana gitsin” yazmış boşluk bırakıp. Yaratıcı ve mantıklı; Cengiz kardeşim belki de Asuman konusunda bana sen yol gösterebilirsin... Ahh Asuman, Fe yazıp boşluk bırak nefretim sana gelsin. Her yerinden öpülecek bir sevgili bulacağım, onu sadakatinden ve onurundan öpeceğim, ikimize özel ‘dört duvar’ımı müzeye çevirip ziyaretçilere açacağım. Beşiktaş’ımızın çıkışını diğerlerinin düşüşünü anmadan açıklayamayan hazımsız ve fanatik ‘kiki musampa’lar tez zamanda bir Asuman bulasınız... Amin.Kaynak: Radikal (03/12/2009)

]]>
Sun, 14 Mar 2010 00:33:00 +0200 http://www.bjkbloglar.com/items/view/7417/einin-doumuna-gitmeyen-adam-adam-deildir-adam-simit
Tiyeri'nin Yüreği... Tivitır Kazım... Ve Asuman http://www.bjkbloglar.com/items/view/7418/tiyerinin-yurei-tivitr-kazm-ve-asuman

Şampiyonlar Ligi’nde sekiz vakte kadar bir Debreceni bir Yang Boys filan denk getirip, en az 8-0 ve hatta mümkünse 9-0 yenmeli, namusu temizlemeliyiz; ya da elin anahtarıyla Erdek’e girip bir başka takımın bu skorları alacak olmasını mı beklemeliyiz, Tivitır Kazım’a kızmamak lazım; şaka yapmış işte, hem ligde iki maç üst üste kazanırsak haklı çıkacak çocuk, gerçekten 8JK olacaz. Basket takımımızın adını ‘satınca’ yönetime kızmış ve ‘Yazar mısın?’ teklifine “Hem de Gönül’den Yazarım’ diyerek ‘Üç hece sekiz harf: Sadece Beşiktaş’ı yazmıştım. Karasevdalı Beşiktaşlı kardeşlerim, Fe ağbilerinin bu vecizini sahiplendiklerinde nasıl da kabarmış ve haykırmıştım “Tanrım beni ‘başkan’ yarat” diye. Kara mizahçı ve kibirli Fenerli kardeşler de sahip çıkıp Livırpul maçı sonrası Saracoğlu’na “Üç hece sekiz harf sadece 8taş” astıklarında da benzer duyguları başka bir gülüşle anmıştım. Yeri geldi kibirsiz bir gururla yinelerim inancımı; sponsorlar sevdalarımızın adlarından çıksınlar; çok meraklılarsa futbolcu isimlerine girsinler; Pirelli Balotelli, Fortiz Moritz, Tivitır Kazım gibi. Olur mu yahu, aşk reklam alır mı? Haksız mıyım Asuman. “Ben Asuman değilim artık Ferit, Asuman Elidor’um, sen de Kuiksilvır Ferit’sin gayrı, Cemal de Tufan’mış bak! Kuvak vak vak kuyruğum nerede peki, ne yaptın Asuman yerime oynayamaz yerime sevemezsin ki. Benimle ‘Nalga’ mı geçiyorsun?Aleks’in “Maçın sonucunu ayrıntılar belirler” açıklaması yenilgide ortaya çıkan insani bir güdü. İki sezon önce İnönü’de Fener’in 2-1 kazandığı maçta Tivitır Kazım’ın -Lik Tivi’nin Del piyerosuna göre topun çizgiyi 8 santim geçtiği bir pozisyonda- ortaladığı topu kafayla kalemize gönderen de Aleks idi. Bu,o maçın hakemine ve Aleks’e göre önemsiz bir ayrıntıydı; taç gol olduydu. ‘Ov may Gat’ denecek kadar kopya bir pozisyonda ve kaderin duvar pasına bak ki neredeyse aynı yerde, bu kez gören ve gördüğünü çalan bir yardımcı hakem dirayeti ile Kazım’ın lazım geleni aldığı bir maç olmasını futbolda adını sıkça andığımız ilahi adalete bağlıyorum. İlahi adalet, sen nelere kadirsin. ‘Futbolda şiddete karşı önlemler paketi’ne profesyonel futbolcuları, rakip takımları incitecek ve küçümseyecek tivitır ve tavırlardan men edecek bir düzenleme öneriyorum. Futbolcuların taraftar gibi davranma lüksü olmaması gerektiğine inanıyorum. Kazım’daki sorunu çözmek elbette Fenerbahçe camiasının bir sorunu ve sorumluluğudur. Bana soran olursa kendisini, Fenerbahçe formasına yakıştıramadığımı söylerim. ‘Aren bi’ yerine ‘arabesk’ dinleyerek Türkleşmesi O’na iyi gelebilir; küçük değişiklikler hayata büyük anlamlar katar. Maçtan sonra bedenimden ayrılmayan kibirden kurtulmak için başucu filmimi sekizinci kez izledim; ‘Paramparça aşklar ve köpekler’, hepinize öneririm; kibir kötüdür dostlar ve büyüklüğünü tartıştığınız Beşiktaş içinizdeki kibiri yok etmek için var. Ah güzel Beşiktaş’ım, seni kara saplı bıçak gibi sineme sapladılar.Bay Denizli’nin her oyuncuyu gerçek mevkilerinde sahaya sürdüğü ilk derbisi oldu, meşhur şapka içindeki hain tavşanlarla beraber Ümraniye’de kalmıştı çok şükür; Aleks forması giymiş Maldonado ve İbrahim Üzülmez formasıyla oynayan Dani Alvez sonucun baş aktörleri. Büyük bir gazetemizin spor servisinin cep telefonlarına düşen ya da düşürülen ihbar ‘Ergenekon’ çıktı, sekiz sütuna manşet edildiği gibi kapalı alt kapalı üste saldırmadı; Beşiktaş tribünlerinin alt-üst olmasını bekleyen reytink safları keyif sigaralarını saklamak zorunda kaldı, hem ‘Kapalı’ yerde sigara içilmez. İki takım taraftarı da alkışı fazlasıyla hak ettiler. Deplasman derbisinde kaybeden takımlarını çağırıp alkışlamak ‘hep destek tam destek’çi Fener ruhuna derin pastı... Beşiktaş tribünleri o akşam bana Livırpul maçını anımsattı, ‘İnceadam’ Uğur, bir adım geride olmayı başarsa Beşiktaş tarihinin 56 saniye süren en uzun ‘nizami’ golü olacaktı, onsekiz ‘oley’e gölge düştü. Bak ya, yine sekiz... Tövbe esteban kambiyasso.“Kahraman ‘Bakkal’ süper markete karşı” maçıyla, Cim Bom fırsat tepti; Galatasaray ‘Kafe Kıravn’ kıvrandırdı aklımızı, bu utanca neden bulamadık. Fakat Cemal bizimle hala ‘Nalga’ geçiyor, tufan koptuktan sonra bile Tufan’ın formasını giymiş mağdur mağdur poz vermiş Abertürk Spor’a be ya. O ek ki yer yer attığı manşetlerle ‘tahrikçi’ bulduğum bir ektir. Nihat’ın pırıltılı kariyerini hiçe sayan ‘Kuru kahveci Nihat’ gibi, olaylı basketderbi sonrası atılan ‘Vezirler ve reziller’ gibi; kazanan GS’li basketçilerin fotografı üzerine ‘vezirler’ ve atılan maddelerden kaçışan FB’li oyuncuların fotosu üzerine de ‘reziller’. İnce ayar benden kaçmaz; ekinizi önemseyen bir centilmen kek olarak “Puyol’unuz yol değildur” der susarım. Sonuçta derbi dışında Cemal Nalga ve Tiyeri Anri üzerinden ‘hak ederek kazanmak’ı sorguladığımız önemli bir haftayı yaşadık. Tiyeri’nin yüreği yetse ve golü gidip bizzat iptal ettirse idi hakeme, çok şey değişir ‘Tiyeri Anri Dünya Kupası’ olurdu belki de turnuvanın adı, bu büyük fırsatı tepti. Öyle kızdırdı ve soğuttu ki kendisinden, vatandaşı Erik Kantona’nın bile tepkisini çekti; “İrlandalı olsam yanımda üç saniye bile duramazdı” demiş; ozan kılıklı topçu, Fransa’da doğdu, Mençıstır’lı oldu helal olsun O’na; Erik Kantona.Kazım’dan aldığım ilhamla hayali ‘pi si’me düşen tivitır mesajlarını paylaşır, çekilirim aranızdan. - Cemal Nalga: “Çok utanıyorum”, - Yıldırım Demirören: “Kimse beni sevmiyor”, - Roberto Karlos: “Ocakta gidip gitmeyeceğime şubatta karar verecem”, Fe ağbiniz: “Kazım’a ‘Beşiktaş Tarihi’ almaya gidiyorum, dönücem”, Asuman: “Ferit seni seviyorum, Tufan ile evleniyorum”, Ferit: “Benden sonrası ‘Tufan’mış demek”...Ahh Asuman, değişemem senin uğruna, değmezsin buna. Hem değişirsem seni benim gibi sevemem. Seni başkasının yerine değil kendim için sevmiştim; aşkını kalbimin derinliklerine kilitliyor ve anahtarı denize atıyorum, Mençıstır Yunaytıd’a gidiyorum; nikâhına beni çağırsan da gelemem. Yenilir ve fark yersek Kazım’dan ve aramızdaki İngilizlerden utanır, dönemem; Yenersek... Ahh bir yenersek hayali ömre bedel, seni ne Cemal ne Tufan... Kimselere yar etmem. Bakma öyle bön bön, sevdamın ön liberosu, hem gidersen git; yerine bir kedi alır adını da Kopat koyarım; pisipisikopatım billah yaparım, beni yaktın sen de yanasın, BeşiktAşk’ımıza bişey olmasın.Kaynak: Radikal (26/11/2009)

]]>
Sun, 14 Mar 2010 00:31:00 +0200 http://www.bjkbloglar.com/items/view/7418/tiyerinin-yurei-tivitr-kazm-ve-asuman
Ssst 'Enre'... Kısa Kestim 'Reklam Havası' Olsun http://www.bjkbloglar.com/items/view/7419/ssst-enre-ksa-kestim-reklam-havas-olsun

Devir reklam devri, tüketme çöpe atma devri. İki yüz santimetrekarelik bir reklam uğruna bir gün gecikmeli yazıyorum. Yeri geldiğinde reklamcı kafasıyla kinayeli duvar pası yapan bir hariçten gazelci olarak kayıp zamanda gol yemiş kaleci hissiyatındayım. Hisler karmaşasındayım; Ankaragücüme gidiyor böyle yaşamak...Beyhude geçen altı yıllık talebeliğimden aklımda kalan tek gerçek veciz ekonomi teorisyeni Keynes’in yaşam felsefemi özetleyen “İnsan uzun vadede ölür” lafıdır; ölüm haberi almanın tek somut yanı tek feyzi, bir ölüm haberinden sonra içimizden derinliklerimizden hayata geçen merhamet, vicdan ve hoşgörü tufancıklarıdır. Medyamızda Fenerbahçe-Galatasaray derbilerinin yarattığı ve gün geçtikçe sevimsizleşen gerilime karşı ‘barış, dostluk, ceza, temizlik’ nidalarının -şahsi kanaatimce beyhude- atılıyor olmasını da iki futbolcuyu toprağa verdiğimiz ve hangi takımı tutuyorsak tutalım topluca yenildiğimiz bir futbol haftası yaşamış olmamıza bağlıyorum. Robert Enke için hâlâ ağlıyorum; minicik prensesini toprağa kendi elleriyle vermiş olduğunu ölüm haberinde öğrendiğim andan itibaren. Antonio De Nigris’e kızamıyorum bile; inadı ve hırsı ile hatırladığım, bu oyunu oynamaktan, gol atmaktan özel bir zevk alan ve attığı gole bu kadar renkli sevinen bir oyuncunun doktor raporlarını hiçe sayıp ‘tabutta röveşata’sını atması hiç şaşılacak bir şey değil. Açlıktan, sefaletten, hastalıktan, savaştan, terörden ölen her gün her saniye ölen insanlığı, kötü bir alışmışlıkla öylece izleyen içim, bir çocukların bir de sporcuların ölümünü kabullenemiyor işte.İçinde Beşiktaş’ın olduğu bir derbinin, Beşiktaşsız bir derbiye kıyasla daha insani ve yumuşak geçiyor olduğu gözlemime belki çoğunuz katılacak ve belki de katılan çoğunluğunuzun çoğunluğu da bunasebep olarak aslında öyle olmadığı halde Beşiktaş’ın diğer iki büyükten sonragelen üçüncü büyük olmasını sebep göstereceksinizdir. İşte tam bu noktada madem medyamız bile artık spordaki şiddet ve terörün ‘müşürünün bozulduğu’nu kah bir özeleştiri kah radikal bir çıkış olarak dile getiriyorken hepimize önerim bir süre hiç değilse İstanbul’un üç büyüklerini ‘güzellikleri’ ile konuşalım artık. Tartışılmaz büyüklüklerini an itibarıyla donduralım ve ‘güzellik’ten konuşalım. Bunu dondurmazsak önümüzdeki ilk derbiden itibaren belki deve korkarım bu rekabetin yaşatılması güvenlik nedeniyle dondurulacak çünkü. İçinde bir hukukçu bir sosyolog bir eğitimci bulunmayan İl Güvenlik Kurulu bunu acımasızca yapacaktır, Fenerbahçe basketbol takım kaptanı Ömer Onan’ın “Birimizin ölmesini mi bekliyorsunuz” çıkışı bir çığlık bir isyan ve bir alarm havasında değil midir?Sekiz, sadece sekiz hatta rakamla 8 yaşındaki bir çocuğun üzerindeki formadan tahrik oluyorsak, sağ elinin orta parmağıyla kadınlık zarafetini yalanlayarak hareket çeken bir ahlaksızdan tahrik oluyorsak, ‘maalesef özür dileyemeyecek’ kadar kibirli ve fanatik isek, ‘önce onlar yaptı’ diyebilecek denli mızıkçı ve densiz isek ve akla zarar fanatik bir eziklik içindeysek ne yapsak ne etsek da çö-ze-me-yiz. Özürün içtenliği ve inandırıcılığı bile forma giymiş geziyorsa bir başkanın imtina ettiği özürden de alınmamalıyız. Bir büyük takımın oyuncusu bir büyük takımın büyük stadının otoparkında aynı büyük takımın büyük bir oyuncusu ve yandaşları tarafından tekme tokat dövüldüğünde de imtina edildiydi bir kuru özürden. Bir büyük takımın büyük başkanı kendi stadında diğer büyük takımlara korolarca ve ağız dolusu küfür ediliyorken memnundu halinden, bir küçük yazar buna dayanamayıp bıraktıydı -bkz Fe ağbinizin ‘İnönü’yü temiz tut ve Nobre’yi koru’ başlıklı yazısı- hatta aynı büyük takımın büyük başkanının şimdi küfürler kendine yönelince ‘Emniyet’ten özel rica ile 36 Beşiktaş taraftarına bir yıl yasak koydurması lütfen ve lütfen başka şeylerle karıştırılıp son günlerin moda deyimiyle ‘Temiz Tribün’ girişimleri içinde değerlendirilmesin, bu başkanın yaptığı direkt sansürdür, çok önemli bir derbi öncesi orkestrayı şefsiz bıraktığı için de düpedüz ihanettir. Heyhat, o İnönü isimsiz ve ünsüz ozan yuvasıdır, derbi akşamı görülecektir ki o tutkulu koro, şefleri olmadan da yahşi yerden yaman vuracaktır. Madem küfürsüz protestoya varsınız buyrun burdan yakınız. Fenerbahçe yönetiminin malum derbi sonrası Saracoğlu’ndaki bireysel suç zanlılarını içinden temizlemesi ve adalete sevki bir milattır, Sayın Adnan Polat 8 yaşındaki o Fenerli çocuğu babasıyla birlikte yanında misafir etmeyerek bu milada vereceği ‘güzel’ destek şansını elinin tersiyle itmiştir. Beşiktaş-Fenerbahçe derbisi İnönü’de tribün rengi ve güzelliklerinden bolca nasibini alacaktır.Kızgın muhalefet lideri gramerli bu yazıyı her zamankinden kısa tutmakta fayda vardır, içinde Fe ağbi’nizin sosyalist romantik sıkıcı futbol yazıları bulunan bir gazetenin daha fazla reklam alıyor olması tabii ki doğaldır; reklama yer bırakmakta faide vardır. Ekşi Beşiktaş’ta, yerime ‘Selçuk Yula’, ‘Meriç Tunca’ üslubuyla yazacak birini yeğ tutacaklar varmış, ‘Varım’ diyorum, editörle konuşurum dönüşümlü yazmayı öneririm sizin güzel hatırınız için. Bir hafta ben yazarım tatlı tatlı Beşiktaş’ımı, bir hafta sizden biri ekşir köşeme. Asuman sana gelince bırak bu erkek egemen toplumla mücadele biçimini, başka yol bul kendine, erkek gibi giyinip, erkek gibi aldatıp, erkek gibi küfür etmeyi bırak gayrı. Seks endi siti müşürünü bozuyor senin.Ben seni öyle sevdim, böyle mi sevdim... Ortaçgil’in yumuşacık sesiyle sev beni.Kaynak: Radikal (20/11/2009)

]]>
Sun, 14 Mar 2010 00:30:00 +0200 http://www.bjkbloglar.com/items/view/7419/ssst-enre-ksa-kestim-reklam-havas-olsun
Bir Zamanlar Ben de Terry Gibi Sevdim http://www.bjkbloglar.com/items/view/7420/bir-zamanlar-ben-de-terry-gibi-sevdim

Gözbebeğimiz bir taneciğimiz Arda Turan Diyarbakırspor maçında golünü attıktan sonra bir meşın men ‘machine man’e dönüştüğü an hakkında O’nun menfaati için yazan bir fani olarak inceden tırsıverdim. Yumruklarını sıktı ağzını Neyşınıl Coğrafik’de ceylan görmüş bir aslan gibi açtı ya sandım ki sol tekmeyi koyup ekranın camından ‘Çok konuşma Fe ağbi’ diyecek. Vücut dili jest ve mimik analizinde tokatçı doktor Sayın Çakar denli bir iddia sahibi değilim elbet lakin gol sevincinde saklı duran öfke ve patlamayı hissetmemek için kalpsiz ve akılsız olmak gerekir sanırım. Arda, yüreği sevgi dolu eminim ki zamanında günlük tutan, kendince şiirler yazan hatta ilk gençlik döneminde aşık olduğu kıza açılamayacak kadar saf ve mahcup bir genç adam. Son röportajlarından birinde doğup büyüdüğü mahallesini - yamulmuyorsam Bayrampaşa idi- yaşına inat bir nostaljik eda ile anlattığı satırları okudum. Kronik mutsuz ve profesyonel umutsuz bir ahkam kesici olarak, buradan Galatasaray yetkililerine ‘Arda Turan gerçeği’ne, O’nun mutluluğu ve neşesi adına, el atmalarını öneriyorum nacizane. Gol attıktan sonra anneciğine babacığına sevgisini sunduğu ve gülümsediği günlerinde görmek istiyoruz O’nu. Şu üç günlük yalan dünyada bilirim ki nostalji mutsuzluktan ve yetinmezlikten doğar.Biz Beşiktaşlıların Fenerbahçe nostaljisi vardır mesela. Tamamıyla mutsuzluktan ve kahırdan beslenir. Tek gerçek İngiliz Sör’ü Gordon Milne dönemi. O zamanlar lise üniversite çağlarım; Beşiktaş’ımız lehine neredeyse yirmilere varan bir galibiyet farkı. O dönem Beşiktaş’ımız Beşiktaş’tı. Herkesin sempati ve hayranlıkla izlediği bir takım. Anadolu’da nefret edeni olmayan tek büyüktü, altın çağ idi işte. Altyapı altın değerinde idi. Son on yıl içinde getirildiğimiz noktayı anlamakta ve kabullenmekte zorlanıyorum ne acıdır ki; önümüzde ezeli rakip ebedi dost -hiç değilse benim için öyle- Fener maçı var. Son yıllarda hem de İnönü’de istediğini kolayca alan Fenerbahçe. Zorlu bir derbiye değil Dolmabahçe’ye çay içmeye gelir gibi gelen bir Fenerbahçe. Bu maç ile ilgili tahminimin bir kıymeti olmayacağının farkındayım. Geçen hafta bu sezonun Beşiktaş’ımız için kapandığını yazıp baltayı taşa aklını Beşiktaş’a vurmuş bir bahtsız olarak anlatmak istediğim tek şey ‘büyük takım refleksleri gösterebilmek’ noktasında yitirmeye başladığımızı hissettiğim takım direnci ve hırsıdır. Sayın Denizli’nin Trabzon maçı için yaptığı ‘kaybı telafisiz’ analizine saygı duyabiliriz lakin çıkardığı on bire ve oyun anlayışına şiddetsiz itirazım var. Kaybetmemek zorunda olduğunuz bir maçı bir şekilde kazanabilirsiniz. Önümüzde iki kere kazanmak zorunda olduğumuz bir derbi maçı var. Hem yarıştan kopmamak hem de Fener’in neredeyse amansız üstünlüğüne giden bir istatistiği psikolojik eşiğin sınırında iken revize etmek adına kazanmak zorunda olduğumuz bir maç. Hocamızın meşhur şapkasının ve içindeki siyah-beyaz tavşanların yetisini nefesleri tuttuk bekliyoruz. Ben başta güler yüzlü güzel başkan Sayın Şener, Hügo ‘Boss’ ve tüm Trabzon camiasından sergilediğimiz ilkel ve ‘stratecik’ oyundan dolayı özür dilerim valla. Bunca yılın seyredeni olarak ilk kez bal teknesinden çıkmış bir galibiyetimize şahidim; Size denk geldiği için üzgünüm. ‘Outlet’ bir galibiyet oldu, defoluydu. Bu Beşiktaş da zaten hızla Beşiktaş Outlet’e gidiyor. Altın çağı en fanatik döneminde bizzat yaşamış bir kartal olarak kuytularda küskünüm. Mustafa hocam manda yuva yapmış söğüt dalına yavrusunu nasıl da kaptınızTrabzon’da. Reha Muhtar Beşiktaşlısı ile girdiğiniz diyalogun bir benzeri için ben dearamanızı bekleyeceğim. Kaynağımı söylemem ama benim duyumlarım da aylardır ‘durantop’ çalıştırmadığınıza dair. Bu bilgi kafalardan seker gol olur. Yattığımız yerden maçseyredip yazıyoruz diye Beşiktaş’ımızı yatanlara bırakır mıyız sanırsınız. Teessüf ederim5-5 biten maçı izleyemedim zaten ruhen de izleyemezdim. Biz Beşiktaşlıları bozar öyle gollü maçlar bu sezon ‘cıs’ olur. Bir of çeksem karşımdaki dağlar tıs olur. Gençlerbirliği’nden Hurşit Meriç’i okurlarına ilk ihbar eden hariçten gazelci olmaktan gururluyum. Gökhan Emre’nin Ciksin golüne hasta olduğumu da belirtirim lakin maç sonu attığı golleri Kartal Cezaevindeki mahkumlara yolladığı için kendisiyle ilgili olumlu izlenimlerimi arkadaşlar içerden çıkana kadar sizinle paylaşmamayı güvenliğim adına zorunlu buluyorum. Tolunay hocamız da atom parçalamaya başladı, tebrik ve takdirlerimi kabul buyursun. Haftanın golü başlıktan da kolayca anlaşılamayacağı gibi Teri’nin Mençıstır’a attığı goldür benim için. Büyük takımlara yıllarca aşkla ve sadakatle bağlı büyük oyuncular kolonisinin önde gideniTeri. Finalde penaltı kaçırınca yıkılmıştı ya bu gol O’nun intikamı olması açısından en anlamlı goldür. Arda’nın da Galatasaray’a öyle büyük bir kaptan olmasını dilerim. Koloninin Beşiktaşlısı Rıza’mız, adamımızdan sonra bir büyük kaptan özlemiyle tutuştuğumuzu da isyan ile haykırırım. Marsiyo Nobre’yi Fener’den aldıktan sonra Saracoğlu’na kaptan çıkarıp kendi sığ kafalarınca şekil yapan ‘Outlet zihniyet’e de Hakkı Yeten derim, yeter umarım. Altın çağı göremeyen genç Beşiktaşlı arkadaşlarıma da üzülerek ve maalesef ‘Seninle benim aramda İstinye Park var’ der susarım. Ah güzel Beşiktaş’ım kan tükürsün adını şanını unutup ananlar; sana benim gözümle bakmayan gözler kör olsun. Teri’nin eşi kör olursa ne olur; Teri’nin körü olur. Teri’nin formasını sevdiği gibi sev beni...Kaynak: Radikal (12/11/2009)

]]>
Sun, 14 Mar 2010 00:27:00 +0200 http://www.bjkbloglar.com/items/view/7420/bir-zamanlar-ben-de-terry-gibi-sevdim